Редакционная заметка
The Wooden Hypostyle Mosques of Medieval Anatolia consists of five hypostyle mosques constructed between the end of the 13th century and the middle of the 14th century in Anatolia, each of them is located in a different province of present-day Türkiye. These are the Afyonkarahisar Ulu Mosque (1272-77), the Sivrihisar Ulu Mosque (1274- 75) in Eskişehir; Ahi Şerefettin (Aslanhane) Mosque in Ankara (1289-90), the Eşref…
THE WOODEN HYPOSTYLE
MOSQUES OF MEDIEVAL
ANATOLIA
The Wooden Hypostyle Mosques of Medieval Anatolia consists of five hypostyle mosques constructed between the end of the 13th century and the middle of the 14th century in Anatolia, each of them is located in a different province of present-day Türkiye. These are the Afyonkarahisar Ulu Mosque (1272-77), the Sivrihisar Ulu Mosque (1274- 75) in Eskişehir; Ahi Şerefettin (Aslanhane) Mosque in Ankara (1289-90), the Eşrefoğlu Mosque of Beyşehir in Konya (1296-99), and the Mahmut Bey Mosque (1366-67) of Kasabaköyü in Kastamonu. The Wooden Hypostyle Mosques of Medieval Anatolia reveals the regional interaction that emerged from the synthesis of the unique typology and appeared in early Islamic architecture in the Arabian Peninsula, sayıdaki kaynak arasında yer almaktadır. Batı ve Doğu kaynaklarını birleştirerek döneminin en kapsamlı kartografik çalışmalarından birini ortaya koymuş olan Pîrî Reis, haritasıyla tüm dünya tarihine katkıda bulunmuştur. Günümüzdeki haritalara hayret veren derecede yakın doğrulukla çizilen bu harita, 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin ve Türk dünyasının denizcilik ve coğrafya alanındaki bilgi birikimini gözler önüne seren çok önemli bir eserdir ve bugün hâlâ bilim insanları ve tarihçiler tarafından ilgiliyle incelenmektedir. produced one of the most comprehensive cartographic works of his time, contributing to the entire history of the world with his map. Drawn with an accuracy that is astonishingly close to that of modern maps, this map is a crucial work that demonstrates the maritime and geographical knowledge of the Ottoman State and the Turkic world in the 16th century and is still studied by scientists and historians today. teknikleri ve iç mekânların estetik düzeni, Türk kültürünün İslamiyet ile harmanlandığı bir dönemin mimari yansımalarıdır. İslam’ın ilk yıllarından itibaren, Arap Yarımadası’nda ahşap direkli camiler yaygınlık kazanmış ve Türkler, bu yapısal düzeni benimseyerek Anadolu’da farklılaştırmıştır (Şahin, 2005). Camilerin yapısal sistemi, kagirden inşa edilmiş bir dış bina cephesi ile düz ahşap tavan ve çatıyı destekleyen çok sıralı ahşap iç sütunların (hipostil) bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur. “Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri” başlıklı seri varlık içinde yer alan camilerden Ahi Şerefeddin (Arslanhane), Beyşehir Eşrefoğlu ve Mahmut Bey Camileri uzunlamasına dikdörtgen, bazilikal planlı; Sivrihisar ve Afyonkarahisar Ulu Camileri ise kûfe tipi planlıdır. Yapıların dış cephesi yığma ve kesme taşlarla inşa edilirken, iç kısımları ahşap taşıyıcı sisteme sahiptir. Ana ibadet salonu (harim) ahşap direklerle desteklenen ahşap kirişli düz bir tavanla örtülüdür. Başlangıçta düz toprak damlı olan camiler, günümüzde bakır veya kurşunla kaplanmış kırma çatılara sahiptir. Bu camilerin yapısal özellikleri, dönemin mimarisi ve Türk yapı geleneği hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Özellikle ahşap taşıyıcı sistemin kullanımı, Orta Asya’dan gelen inşaat tekniklerinin Anadolu’da nasıl evrildiğini göstermektedir (Aydın, 2009). Bu camiler, yapım teknikleri, mimari donanımları, dekorasyonlarında kullanılan ustalıklı ahşap oymacılığı ve işçiliği ile dikkat çekmektedir (Öztürk, 2012). Anadolu mimari geleneklerini yansıtan bu camilerdeki ahşap oymalar, el boyama bezemeler ise İslam inancı ile birleşen estetik anlayışının eşsiz örnekleridir. Bu camilerde, “kündekari” tekniği gibi geleneksel Türk ahşap işçiliğinin zirveye ulaştığı örnekler mevcuttur. Kündekari, farklı şekillerde kesilen ahşap parçaların, çivi ya da yapıştırıcı kullanılmadan birleştirilmesi tekniğidir ve 13-14. yüzyılda Anadolu’daki camilerde önemli bir dekoratif öğe olarak kullanılmıştır (Çelik, 2013). Bu camilerde, doğal boyalarla yapılmış kalem işi süslemeler de dönemin sanatsal özelliklerini yansıtır (Kavak, 2010). Ayrıca, camilerin minberleri, kapıları ve sütun başlıkları gibi yapısal elemanları, dönemin ahşap işçiliği (hypostyle). Among the mosques included in the series titled “The Wooden Hypostyle Mosques of Medieval Anatolia,” the Ahi Şerafeddin (Arslanhane), Beyşehir Eşrefoğlu, and Mahmut Bey Mosques are rectangular in shape with a basilica plan, while the Sivrihisar and Afyonkarahisar Great Mosques have a kufi-type plan. The exterior of the buildings is constructed with masonry and cut stone, while the interior has a wooden support system. The main prayer hall (harim) is covered with a flat ceiling supported by wooden beams. Originally flat-roofed, the mosques now have pitched roofs covered with copper or lead. The structural features of these mosques provide important information about the architecture of the period and Turkish building traditions. In particular, the use of wooden support systems shows how construction techniques from Central Asia evolved in Anatolia (Aydın, 2009). These mosques are remarkable for their construction techniques, architectural features, and the skilled wood carving and craftsmanship used in their decoration (Öztürk, 2012). The wood carvings and hand- painted decorations in these mosques, which reflect the architectural traditions of Anatolia, are unique examples of an aesthetic sensibility combined with Islamic faith. These mosques feature examples of traditional Turkish woodworking at its peak, such as the “kündekari” technique. Kündekari is a technique that involves joining wooden pieces cut into different shapes without using nails or adhesives, and it was used as an important decorative element in Anatolian mosques in the 13th-14th centuries (Çelik, 2013). In these mosques, hand-painted decorations made with natural dyes also reflect the artistic characteristics of the period (Kavak, 2010). Additionally, structural elements such as the minbars, doors, and column capitals of the mosques are the elements that best reflect the woodworking tradition of the period. With the inscription of The Wooden Hypostyle Mosques of Medieval Anatolia on the UNESCO World Heritage List in 2023, the international recognition of mosques has increased. These mosques are preserved not ile 20. yüzyılın başları arasında Anadolu’da ve ötesinde önemli bir etki bırakmıştır. Bu camilerin, aynı zamanda, ahşap yapı tekniklerinin iç dekorasyon ve ahşap oymacılığı ile birlikte üst düzey uygulanması sonucu İslam mimarisi tarihinde önemli bir aşamayı gösteren olağanüstü bir tanıklığı temsil etmesi sebebi ile 2023 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine kaydedilmiştir. Ahşap malzeme çok eski tarihlerden itibaren Türkler tarafından sanat ve mimarlık eserlerinde kullanılmıştır (Aslanapa, 2007). Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra ahşap malzeme kullanılarak ahşap direkli ve ahşap tavanlı camiler yapılmıştır (Arık, 1973). Bu cami tipinin kökeni Karahanlılar Dönemi’ne kadar uzanmaktadır (Aslanapa, 2007). Gazneli ve Büyük Selçuklu Devleti dönemlerinde de devam ettirilen ahşap direkli cami geleneğinin Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi’nde de devam ettiği görülmektedir. Orta Asya karakterine sahip ahşap sütunlu cami tipi, Türkler tarafından Anadolu’ya getirilmiş ve Anadolu’da yeni gelişme alanları bulmuştur (Kuran, 1972). 13. yüzyılın ortasından itibaren Selçuklu sultanlarının siyasi otoritesi zayıflamış ve bu durum, Anadolu’daki beyliklerin yükselmesine yol açmıştır. Bu dönemde, yeni yapı malzemeleri ve mimari anlayışlar ortaya çıkarken, ahşap işçiliği ve Orta Asya’dan gelen zanaatkârların etkisi fazla hissedilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla, bu camilerdeki hipostil sütunlar, taşınmaz ahşap yapı Central Asian Turkic world and the religious architectural elements of Anatolia. Wooden hypostyle mosques played a significant role in Anatolia and beyond between the 14th century and the early 20th century. These mosques were inscribed on the UNESCO World Heritage List in 20231 with their exceptional testimony to an important phase in the history of Islamic architecture, represented by the advanced application of wooden construction techniques in conjunction with interior decoration and wood carving. Wood has been used by Turks in art and architecture since the earliest times (Aslanapa, 2007). After the adoption of Islam by the Turks, wooden mosques with wooden pillars and ceilings were constructed (Arık, 1973). The origins of this type of mosque date back to the Karakhanid period (Aslanapa, 2007). The tradition of wooden-columned mosques, which continued during the Ghaznavid and Great Seljuk periods, also continued during the Anatolian Seljuks and the Beyliks (Principalities) period. The wooden-columned mosque type, which has a Central Asian character, was brought to Anatolia by the Turks and found new areas of development in Anatolia (Kuran, 1972). From the mid-13th century, the political authority of the Seljuk sultans was weakened and caused to the rise of the beyliks (principalities) in Anatolia. During this period, new building materials and architectural concepts emerged, and the influence of woodworking and craftsmen from Central Asia became increasingly noticeable. Therefore, the hypostyle columns, immovable wooden construction techniques, and aesthetic layout of the interior spaces in these mosques are architectural reflections of a period in which Turkic culture was combined with Islam. From the early years of Islam, wooden-columned mosques became widespread in the Arabian Peninsula, and the Turks adapted this structural arrangement, modifying it in Anatolia (Şahin, 2005). The structural system of the mosques consists of a stone exterior façade and a flat wooden ceiling and roof supported by multiple rows of wooden interior columns 1 https://whc.unesco.org/en/list/1694 geleneğini en iyi şekilde yansıtan unsurlardır. Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri, 2023 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak uluslararası alanda tanınırlık kazanmıştır. Bu camiler, yalnızca dini işlevleriyle değil, aynı zamanda dönemin sanatsal ve kültürel mirasını taşıyan önemli birer sembol olarak korunmaktadır. Usta-çırak ilişkisi ve yerel topluluklar tarafından geleneksel yöntemlerle aktarılan bilgi ve beceriler sayesinde, bu camilerin inşa teknikleri ve ahşap işçiliği günümüze kadar ulaşmıştır (Günay, 1996). Ahşap Hipostil Camilerin korunması için ulusal ve yerel düzeyde çeşitli faaliyetler düzenlenmektedir. Bu camilerin bulunduğu bölgelerde gerçekleştirilen kültürel etkinlikler ve turistik tanıtımlar, hem yerel halkın hem de uluslararası ziyaretçilerin bu kültürel mirası takdir etmelerini sağlamaktadır. Bu camiler, sadece geçmişin mirası değil, aynı zamanda bugünün kültürel değerlerinin de birer taşıyıcısı olarak, Türk kültürünün ve sanatıyla ilgili farkındalığın arttırılmasına katkıda bulunmaktadır (Aydın, 2009). Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri, Türk kültür tarihinin ve İslam mimarisinin en özgün örneklerinden biridir. 13. ve 14. yüzyıllarda inşa edilen bu yapılar, günümüzde turizm bakımından da önemli bir yere sahiptir. Ziyaretçiler, Ahşap Hipostil Camilerini gezerek, Türk İslam kültürünün estetik anlayışına tanık olmakta, geleneksel ahşap işçiliği ve süslemeleriyle tanışmaktadır. Bu camiler, aynı zamanda yerel ekonomiye katkı sağlamakta ve bölgesel turizmi canlandırmaktadır. Bu camiler, Türk kültür mirasının eğitim programlarında önemli yer tutmaktadır. Türk kültür tarihi açısından bu camilerin korunması ve tanıtılması için geliştirilen çeşitli araştırma projeleri desteklenmekte ve ulusal düzeyde yapılan çalışmalarla bu camilerin kültürel anlamı vurgulanmaktadır (Aydın, 2009). only for their religious functions but also as significant symbols that represent the artistic and cultural heritage of the period. Thanks to the master-apprentice relationship and the knowledge and skills transmitted by local communities using traditional methods, the construction techniques and woodworking of these mosques have survived to the present day (Günay, 1996). Various activities are organized at the national and local levels to preserve wooden hypostyle mosques. Cultural events and tourism promotions held in the regions where these mosques are located allow both the local population and international visitors to appreciate this cultural heritage. These mosques are not only a legacy of the past but also carriers of today’s cultural values, contributing to raising awareness of Turkish culture and art (Aydın, 2009). The Wooden Hypostyle Mosques of Medieval Anatolia are among the most unique examples of Turkish cultural history and Islamic architecture. Constructed in the 13th and 14th centuries, these structures are also important in terms of tourism today. Visitors can explore the Wooden Hypostyle Mosques and witness the aesthetic vision of Turkic Islamic culture, as well as discover traditional woodworking and ornamentation. These mosques also contribute to the local economy and revitalize regional tourism. These mosques play an essential role in Turkish cultural heritage education programs. Various research projects have been developed to preserve and promote these mosques from a Turkish cultural history perspective, and their cultural significance is emphasized through national-level initiatives (Aydın, 2009).
EBRU, TÜRK KAĞIT
SÜSLEME SANATI
Ebru, kendine özgü tekniklerle hazırlanan ve tekne adı verilen bir kaba alınan ve kendine özgü maddelerle yoğunlaştırılan suyun üzerinde boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıda aktarılmasıyla yapılan geleneksel bir sanattır. Ebru sanatı, kendine has malzeme ve uygulama özelliğine sahiptir. Ebru sanatında kullanılan malzeme ve araçlar, genellikle ebru sanatçısı tarafından hazırlanır. Boyaların tabiattan doğal yöntemlerle elde edilmesi esastır. Suyun yoğunlaşmasını sağlayan kitre bitkisel esaslı bir ana malzemedir. Boyaların kitre üzerinde açılmasını sağlayan doğal asit de hayvanın safra kesesindeki öd’dür. Kitreyle yoğunlaştırılmış su üstünde doğal yöntemlerle hazırlanan boyalar aracılığıyla oluşturulan desenler kâğıt üzerine geçirilir. Ebru, kitap süsleme sanatı ve kitap ciltlerinde yan kâğıdı (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kâğıt) olarak tarihsel süreçte geleneksel bir sanat hâline gelmiştir. 13. yüzyılda ilk Ebru formları Türk Dünyasında, Orta Asya’da görülmüş olup oradan Anadolu’ya yayılmıştır. Osmanlı döneminde, Türk hat ustaları ve sanatçıları yeni formlar ortaya koymuş ve tekniklerini geliştirmişlerdir. Yüzyıllar boyunca gelgit, taraklı, hatip, bülbülyuvası, çiçekli gibi pek çok özel ebru çeşidi gelişmiştir. Ebru’da kullanılan en yaygın renkler açık yeşil, kırmızı ve sarıdır. En sık rastlanan desenler ise çiçekler, yapraklar, süslemeler ve ayın ilkdördün hâlidir. Başta Türk dünyası olmak üzere, farklı coğrafyalar, kültürler, bireyler ve onların tecrübeleri Ebru’nun gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Ebru; yaşamın kaynağını temsil eden suyun (âb-ı hayat), renklerin dansını temsil eden boyaların ve sanatçının hislerinin bir araya gelmesiyle oluştuğundan her bir eser emsalsizdir ve ikinci kez aynı şekilde üretilemez. Her küçük boya damlası sanatçıya pek çok seçenek sunarak bir şaheser ortaya çıkmasına imkân vermektedir. Ebrunun karakteristik özellikleri, seçilen teknikte sanatsal esnekliğe imkan vermektedir. Kullanılan teknikler aracılığıyla sanatçının derin hisleri, düşünceleri ve özgünlüğü ön plana çıkmaktadır. Ebru sanatı, geleneksel el



