Редакционная заметка
There is a long history of using stone as a construction material in Anatolia. With the emigration of the Turks to Anatolia, stone continued to be used both as a construction and a decorative element. One of the most common uses of stone, apart from architecture, is in gravestones. In this manner, Ahlat is one of the most important centres of stone carving in Anatolia. Ahlat District, located in the Upper Murat-Van…
TRADITIONAL AHLAT
STONEWORK AND AHLAT
TOMBSTONES: THE ART HIDDEN
IN THE SPIRIT OF STONE
There is a long history of using stone as a construction material in Anatolia. With the emigration of the Turks to Anatolia, stone continued to be used both as a construction and a decorative element. One of the most common uses of stone, apart from architecture, is in gravestones. In this manner, Ahlat is one of the most important centres of stone carving in Anatolia. Ahlat District, located in the Upper Murat-Van Region of Eastern Anatolia and administratively affiliated with Bitlis Province, is situated northwest of Lake Van, between Mount Süphan and Mount Nemrut. Ahlat is köprü gibi mimari eserlerin yanı sıra; mezar taşlarında, kitabelerde, çeşmelerde ve çeşitli eserlerde kullanılmaktadır. Ahlat taş işçiliğinin en iyi biçimde izlendiği kültürel miras unsurları arasında Ahlatlı mimar ve ustalarca yapılmış olan, cami, kümbet, hamam ve mezar taşı gibi farklı biçimlerdeki eserler yer almaktadır. Yüzyıllar öncesinde başlayan ve günümüze ulaşan Ahlat taş ustalığı ve taş işçiliği geleneğinin gelişkin örnekleri Selçuklu Meydan Mezarlığı’nda görülebilmektedir. Türk-İslam dünyasının önemli tarihî mezarlıklarından biri olan Meydan Mezarlığı, devasa şahide ve sandukalarıyla Ahlat’la özdeşleşmiş durumdadır. Mezar taşları, kitabelerinde yer alan bilgiler ve süsleme özellikleriyle kentin kültürel ve sanatsal zenginliğinin de birer simgesi durumundadır. Ahlat’ta yetişen çok sayıda mimar, taş ustası, şair, bilim adamı ve devlet adamı ile ahilik teşkilatının varlığı bu mezar taşlarındaki kitabeler aracılığı ile öğrenilmektedir. Farklı sanatçıların elinden çıkmış olan eserler, kendine özgü belli bir üslup birliği yansıtmaktadır. Bölgeye özgü volkanik tüf taşının kullanımı, Ahlat ustalarına benzersiz bir malzeme sunmuştur. Bu taşın yumuşak ve işlenebilir yapısı, ince detayların işlendiği eserlerin ortaya çıkmasını sağlamış, zamanla bu sanat bir kimlik hâline gelmiştir. Bu taşların üzerine işlenen desenler, geometrik şekiller, kufi yazılar ve bitkisel motiflerle adeta birer sanat tablosu oluşturur. Her bir motifin kendine özgü bir hikâyesi vardır; bazen sonsuz yaşamı simgelerken, bazen de bir duanın sessiz yansımasıdır. Ustalar, taş üzerindeki her çizgiye ruhlarını katarken, bu eserleri birer kültürel miras ögesine dönüştürmüştür. Türk-İslam dünyasının önemli tarihî mezarlıklarından biri olan Meydan Mezarlığı, devasa şahide ve sandukalarıyla Ahlat’la özdeşleşmiş durumdadır. Meydan Mezarlığı; İkikubbe Mahallesi ile Harabeşehir arasında yer almaktadır. Mezar taşları, kitabelerinde yer alan bilgiler ve süsleme özellikleriyle kentin kültürel ve sanatsal zenginliğinin de birer simgesi durumundadır. Meydan Mezarlığı, ilgi çekici mezar abideleriyle, Ortaçağ Türk mimarisi mezar tipleri hakkında toplu olarak bilgi edinilebilen bir alandır. floral motifs carved into these stones create works of art. Each motif has its own unique story; sometimes symbolising eternal life, and sometimes serving as a silent reflection of a prayer. The artisans reflect their spirituality to every line carved into the stone, transforming these works into cultural heritage elements. Ahlat stone is used in architectural works such as houses, mosques, tombs, and bridges, as well as in gravestones, inscriptions, fountains, and various other artworks. The precious examples of the traditional Ahlat stonework craftsmanship, which began centuries ago and has continued till the present, can be seen in the Seljuk Graveyard. One of the important historical cemeteries of the Turkic-Islamic world, the Graveyard is synonymous with Ahlat with its massive tombstones and sarcophagi. Though the artworks were created by different artists, they reflect a certain unity in the style. The tombstones, with the information and decorative features on their inscriptions, are also symbols of the cultural and artistic richness of the city. The existence of numerous architects, stone masons, poets, scientists, and government officials who lived in Ahlat centuries ago, as well as the presence of the “Ahi” organisation, is identified through the inscriptions on these tombstones. With its intriguing tombstones, Meydan Graveyard is a place where visitors can learn about medieval Turkish graveyard architecture. The cemetery contains grave examples dating from the 12th century to the mid-16th century. Besides the graves with headstones, prismatic, monolithic, and vaulted stone coffins, there are also simple- type graves in the cemetery. In addition, numerous underground chamber tombs, also known as “akıt”, have been found in the site. The tombstones in Meydan Graveyard are notable for their monumental dimensions, rich ornamentation, and elegance. These works, which reflect the fusion of Central Asian culture with Anatolian Turkic-Islamic culture, have been transformed into works of art by the skilled hands of master craftsmen. Efforts to safeguard, protect and preserve the outstanding cultural heritage are also prioritised. Türkiye has taken initiatives ilgisi çekilmiş ve mirasın temsilcileri resmi düzeyde onore edilmiştir. Ahlat Mezar Taşları ise Türk dünyasının ortak mirasını ve tarihi bağlarını yansıtan en güzel örneklerinden biri olarak koruma altına alınmış durumdadır. Bu yönüyle Anadolu’nun Orhun Abideleri olarak da tanımlanmakta ve Türk dünyasının, dünya mirasına değerli bir armağanını ve kültürel zenginliğe katkısını ifade etmektedir. Furthermore, a respectful traditional Ahlat stonework craftsman, who provides the most outstanding examples of Ahlat stonework today, Tahsin Kalender (1928-2020), is declared as a Living Human Treasure by the Ministry of Culture and Tourism, attracting public interest to the cultural heritage at the national level and the representatives of the heritage are honoured at the official level. Ahlat Tombstones are protected as one of the most beautiful examples reflecting the common heritage and historical ties of the Turkic world. In this sense, they are also referred to as the Orhun Monuments of Anatolia and represent a valuable gift to the world heritage and a contribution to cultural richness from the Turkic world. Meydan Mezarlığı’nda 12. yüzyıldan 16. yüzyıl ortalarına kadar tarihlendirilen mezar örnekleri bulunmaktadır. Mezarlıkta şahideli, prizmatik, yekpare ve çatma sandukalı mezarların yanı sıra basit tipte mezarlar da bulunmaktadır. Ayrıca alanda, akıt olarak da isimlendirilen çok sayıda yer altı oda mezarı tespit edilmiştir. Meydan Mezarlığı’nda bulunan mezar taşları anıtsal boyutları, yoğun tezyinatı ve zarafetleriyle dikkat çekicidir. Orta Asya kültürünün Anadolu Türk-İslam kültürüyle bütünleştiği bu eserler sanatkârların marifetli elleriyle birer sanat eserine dönüşmüştür. Ahlat’ta yetişen çok sayıda mimar, taş ustası, şair, bilim adamı ve devlet adamı ile ahilik teşkilatının varlığı bu mezar taşlarındaki kitabeler aracılığı ile öğrenilmektedir. Farklı sanatçıların elinden çıkmış olan eserler, kendine özgü belli bir üslup birliği yansıtmaktadır. Eşsiz kültürel mirasın korunması ve yaşatılmasına yönelik olarak çalışmalara da önem verilmektedir. Türkiye, somut ve somut olmayan kültürel mirasın bir arada görüldüğü örnek bir kültürel miras unsuru olan taş işçiliğini ve mezar taşlarını korumak adına UNESCO nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Böylelikle hem bu kültürel mirasla ilgili farkındalık artmış hem de koruma ve yaşatmaya dönük çalışmalar ön plana çıkmıştır. Selçuklu Dönemi taş işçiliği, dinî anlayışı ve yaşam biçimini en güzel şekilde yansıtan mezar taşları sebebiyle “Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları” 20001 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kaydedilmiştir. Ayrıca “Geleneksel Ahlat Taş İşçiliği” 20222 yılında UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras listesine dahil edilmiştir. Geleneksel Ahlat taş işçiliği, bugün hâlâ yerel ustaların ellerinde yaşamaktadır. Ahlat taşları, sessiz ama güçlü bir şekilde tarih, sanat ve insanlık hikayesini anlatmaya devam etmektedir. Geleneksel yöntemlerin modern anlayışla buluştuğu bu zanaat, hem geçmişe saygı hem de geleceğe bir miras olarak görülmektedir. Ayrıca, günümüzde Ahlat taş işçiliğinin en güzel örneklerini veren değerli taş ustamız, Tahsin Kalender (2020), Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Yaşayan İnsan Hazinesi ilan edilmiş, kültürel mirasla ilgili ulusal düzeyde kamuoyunun before UNESCO to safeguard stonework and protect tombstones, which are examples of cultural heritage that combine tangible and intangible cultural heritage. In this way, awareness of this cultural heritage has increased, and efforts to safeguard the traditional Ahlat stonework and protect the masterpieces have come to the fore. Due to its tombstones, which reflect the Seljuk period’s stonework, religious ideology, and lifestyle, “The Tombstones of Ahlat the Urartian and Ottoman Citadel” was included in the UNESCO World Heritage Tentative List in 20001. In addition, “Traditional Ahlat Stonework” was inscribed on List of Intangible Cultural Heritage in Need of Urgent Safeguarding of UNESCO in 20222. 1 https://whc.unesco.org/en/tentativelists/1401/ 2https://ich.unesco.org/en/USL/traditional-ahlat- stonework-00655 dinî metinlerin büyük bir saygı ile kâğıt, levha vb. yüzeylere nakşedilmesini ifade eder. İslamiyet’in doğuşuyla birlikte Kur’an-ı Kerim’in yazılması ihtiyacı doğrultusunda şekillenmeye başlayan Hüsn-i Hat sanatında, ilk dönemlerde basit bir form taşıyan hat, zamanla farklı üsluplar ve teknikler geliştirilerek bir sanat dalına dönüşmüştür. Kufi, Nesih, Sülüs, Talik, Divani ve Rik’a gibi yazı stilleri, bu sanatın zenginliğini gözler önüne serer. Özellikle Osmanlı döneminde, Hüsn-i Hat sanatı altın çağını yaşamış; Şeyh Hamdullah, Hafız Osman ve Mustafa Rakım gibi büyük hattatlar, eserleriyle bu sanata ölümsüz bir kimlik kazandırmıştır. Hüsn-i Hat ile Kur’an-ı Kerim Mushaf’ı, Kur’an’dan ayetler, Peygamber Efendimizin hadisleri, veciz sözler ve beyitler asırlardır yazılmaktadır. Hüsn-i Hat, bir kalemin ucunda şekillenen harflerden çok daha fazlasıdır; bir gönül işidir. Her bir harfin kıvrımı, her bir noktanın yerleşimi, yazan kişinin ruh halini ve manevi derinliğini yansıtır. Bu nedenle hattatlar, yazıya başlamadan önce iç huzurunu bulmaya özen gösterir; yazıya abdestli ve dualı bir şekilde otururlar. Hüsn-i Hat, sanatçının sabırla, dikkatle ve estetik bir anlayışla, harflerin mükemmel formuna ulaşmaya çalıştığı bir manevi yolculuktur. Hüsn-i Hat sanatında kullanılan araçlar da bu sanatın inceliğine uygundur. Kamış kalem, hattatın en önemli aracıdır. İhtimamla hazırlanmış bu kalem, farklı açılarda kesilerek harflerin akıcı formlarını oluşturur. Mürekkep, çoğunlukla doğal malzemelerden hazırlanır ve derin bir siyahlığa sahiptir. Yazılar genellikle kâğıt üzerine icra edilse de mermer, ahşap ve cam gibi farklı yüzeylerde de hat sanatına rastlamak mümkündür. Hattatların bu unsurun aktarımında önemli bir görevi de usta – çırak ilişkisi içerisinde bilgi ve tecrübelerini gelecek kuşaklara aktarmaktır. Hattatlar genellikle malzemelerini, hat sanatında kullandıkları araç ve gereçlerini kendileri yaparlar. Hattatlar sadece yazma şeklini öğretmezler aynı zamanda bu mirasın derin manasını ve sanat ahlakını da çıraklarına aktarırlar. Önceleri kitaplarda kullanılan Hüsn-i Hat, daha sonra mimaride de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Kitap sayfaları ve levhaların dışında mimari yapıların giriş kapılarında, Hüsn-i Hat, known and practised in many countries across the Islamic world. For Turkic people, it refers to the embroidery of religious texts, primarily the Holy Quran, onto paper, plates, and other surfaces with high respect. With the emergence of Islam and the need to write the Holy Quran, the art of Hüsn-i Hat began to take shape. Initially simple in form, it evolved into an art form with different styles and techniques. Writing styles such as Kufi, Nesih, Sülüs, Talik, Divani and Rik’a showcase the richness of this art. Especially during the Ottoman period, the art of Hüsn-i Hat experienced its golden age; great calligraphers such as Sheikh Hamdullah, Hafız Osman and Mustafa Rakım gave this art an enduring identity with their works. The verses of the Holy Quran, the hadiths of the Prophet, wise sayings, and verses have been written by Hüsn-i Hat for centuries. Hüsn-i Hat is much more than just letters formed by the tip of a pen; it is a work of love. Every curve of each letter, every placement of each dot, reflects the calligrapher’s state of mind and spiritual depth. For this reason, calligraphers take care to find inner peace before they begin writing; they sit down to write after having ablution and namaz. Hüsn-i Hat is a spiritual journey in which the artist strives to achieve the perfect form of the letters with patience, care and aesthetic understanding. The tools used in ‘hüsn-i hat’ are also suited to the delicacy of the element. The reed pen is the most important tool of the ‘hattat’. This carefully prepared pen is cut at different angles to create the harmonious forms of the letters. The ink is mostly made from natural materials and has a deep black colour. Although writings are usually performed on paper, it is also possible to encounter ‘hüsn-i hat’ on different surfaces such as marble, wood and glass. The calligraphers also have an important role in the transmission of this art form, they transmit their knowledge, skills and experiences to the next generations through the master – apprentice relationship. Calligraphers usually produce their own materials and tools used in calligraphy. They not only teach the art of writing but also convey the deep meaning and ethics of this heritage to their apprentices.
HÜSN-İ HAT:
İSLAMÎ GÜZEL YAZI SANATI
Hüsn-i Hat veya Hat sanatı, estetik değerler dikkate alınarak ölçülü ve nispetli bir şekilde kamış kalem, is ve sair mürekkeplerle icra edilen yazı yazma sanatıdır. Türkiye’de unsurun taşıyıcı ve uygulayıcıları “Hattat” veya “Hat sanatçısı” olarak anılmaktadırlar. Hüsn-i Hat, kelime anlamıyla «güzel yazı» demektir; ancak bu sanat, yazının biçimini güzelleştirmekten çok daha fazlasını ifade eder. İslam medeniyetinin zarafetle bezenmiş aynası olan Hüsn-i Hat, harflerin ve kelimelerin estetik bir ahenk içinde buluştuğu, ilahi bir hikmeti yansıtan kadim bir sanattır. İslam coğrafyasındaki pek çok ülkede bilinen ve icra edilen Hüsn-i Hat, Türkler için, başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere



